Şafak Vakti – Bölüm 2 Eleştiri Yazıları

Habertürk

Vampir filminin kalıplarını değiştirerek yepyeni bir model oluşturan ‘postmodern fantastik-korku-gençlik filmi klasiği’ “Alacakaranlık”, 2012’de gelen beşinci filmiyle bunun üzerine eklemeler yapmayı sürdürüyor. Serinin en iyi üçüncü halkası olarak anılabilecek “Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti – Bölüm 2”, özellikle ‘fantezi-epik’ türünde görülebilecek destansı finalleri hatırlatan son sekansıyla kitlesini de, karakterlerini de, ırklarını da, alanını da fazlasıyla doyuruyor. Bella’nın merakla beklenen vampirleşme ve kızının ‘yarı insan yarı vampir’ bir ‘Bladella’ya dönüşme süreçleri ise aslında bir ‘spin-off’un (öne çıkmayan karakter üzerine yaratılan bir başka film) habercisi oluyor. Yarın vizyona girecek bu sonuncu ‘Alacakaranlık’ filmi, markasının dönüştürücü etiketini daha da kalıcı hale getirecek gibi.

Haberin Tamamını Görüntülemek için Başlığı Tıklayınız

Cosmopolis: Duygu Öldü, Çünkü Artık Beklenmedik Olan Yok

Ali Çamur’dan Cosmopolis hakkında güzel bir yazı geldi.

(2012) David Cronenberg, Cosmopolis

Cosmopolis; Cronenberg’in kapitalist sistemi tepeden analiz eden ve -bunu yapmayı aşağıdan deneseydi bu kadar entellektüel bir tavırla başaramazdı- bir Kafka hikayesi gibi kendi dünyasını yaratarak, bizi bu soğuk, kendine has hissiyata sahip dünyaya inandırdığı bir film. Biz de zaten (Cosmopolis’in seyirciye olan tavrı gibi) böylesi bir dünyaya -kapitalizm- inandırılmadık mı?

Yaratılan bu izole dünya, Cronenberg’in sinema dünyasının tipik bir örneği aslında. Yönetmenin öznel estetiği ve şiddeti diğer tüm filmlerinde olduğu gibi Cosmopolis’te de yaratılan izole dünyadan matuf seyirci üzerindeki etkisini sağlamlaştırıyor.

Haberin Tamamını Görüntülemek için Başlığı Tıklayınız

Mümkünmertebe: Cosmopolis – Asimetrik Prostatlı İletişimsiz Diyaloglar

Filmin Puanı: 4/5

28 yaşındaki yakışıklı milyarder Eric Packer’ın bugünkü programı oldukça ‘kıldan tüyden’ ve nostaljiktir: Çocukluğunda babasıyla birlikte gittiği emektar mahalle berberinde saçlarını kestirmek..

New York’un diğer ucundaki bu dükkâna giderken, diğer günlük işlerini, lüks bir bürodan hiçbir eksiği olmayan özel limuzininde yapabilecektir..

Ön bölümünde şoför ve özel bir korumanın yer aldığı limuzine, Packer’ın çeşitli işler için çağırdığı insanların biri biner, diğeri iner; ama bana sorarsanız, onlarla görüşen, konuşan, koklaşan, sevişen, ultrason ve hatta tam kapsamlı ‘rektal tuşe’ dahi yaptıran bu genç ama tuhaf adamın gittiği yol, yol değildir..

Haberin Tamamını Görüntülemek için Başlığı Tıklayınız

Ölüm, Onun Değil, Dünyanın Sonu Olacaktı

Murat Özer Kozmopolis kitabı ile filmini değerlendirmiş.

Don DeLillo’nun ‘hiçliğe yolculuk’ romanı ‘Kozmopolis’, başkarakteri Eric Packer’ı hem ruhsal hem de fiziksel sona doğru taşıyor. David Cronenberg ise sayfalardan yansıyan ‘esneklik’i tam olarak oturtamıyor, edebiyatın silahlarına sahip olamamanın eksikliğini yaşıyor.

Robert Pattinson, Eric Packer ın soğukla sıcağı aynı karelere hapseden havasını yansıtan bir performansa ulaşıyor.

Çağdaş Amerikan edebiyatının postmodern kanadının önemli isimlerinden Don DeLillo’nun 2003’te yayımlanan, 2000 yılında bir Nisan gününde geçen romanı ‘Kozmopolis’in henüz ikinci sayfasında, başkarakter Eric Packer’ın beyninden akan şu cümleye dikkat çekerek başlamak istiyoruz yazımıza: “Öldüğünde sonu gelen o olmayacaktı. Dünyanın sonu gelecekti.” Varoluş bağlamında kendini böyle konumlandıran bir kahramanın başrolü üstlendiği bir hikâye, Don DeLillo’nun bu cümlenin içini ne şekilde doldurduğunu görme arzusuyla iştah kabartıyor, bunu tespit edelim öncelikle…

Haberin Tamamını Görüntülemek için Başlığı Tıklayınız

Limuzine Sıkışmış Bir ‘Metropol Vampiri’

Habertürk yazarlarından Kerem Akça Cosmopolis filmini kaleme almış.

FİLMİN NOTU: 7

Martin Scorsese’nin “Taksi Şoförü”nde bir taksiyi şehir hayatının tabanına yerleştirerek oradan bütün çarpıklıklara bakış atmayı kafasına takan, Travis Bickle adlı bir de modern kötü adam yaratan bir yön izlediğini biliriz. Cronenberg de burada Packer adlı milyarder bir iş adamının izini sürüp oradaki ‘sınıfsal dip’ durumunu ‘yukarı’ya çekerken, taksi imgesini de limuzinin genişliği, konformistliği ve sterilliği ile değiştiriyor. Böylece ‘zengin sınıf’a mensup, narsist ve sevgisiz bir kan emicinin gözünden New York metropolüne bakan, buradan da seksi, şiddeti ve sosyopolitik yozlaşmaları inceleyen bir ‘modern/postmodern suç filmi’ne açılıyor. “Cosmopolis” adının ‘çok ulusluluk’ anlamıyla da bu derinlik artarken, büyük oranda Cronenberg’in Fassbinder’in tiyatro estetiğini kullanan ‘aşırı yapay’lık odaklı görselliği ile senaryonun hesaplı diyalog aritmetiğiyle dikkat çeken bir eser izliyoruz. İnsanoğlunun varlığının devam edip bilgisayar teknolojisinin ortadan kalkacağını iddia eden film, büyük oranda şehir hayatındaki tek günlük kargaşanın etkileri üzerine ‘kuş bakışı’ bir yorum sunuyor. Adına atıfta bulunurcasına ‘ultra kapitalist bir bina’nın tuğlalarını bir bir sıralarken kıyametin varlığıyla gelebilecek insani ya da sınıfsal hastalıklara tedavi arıyor.

Haberin Tamamını Görüntülemek için Başlığı Tıklayınız

Cosmopolis Eleştiri Yazıları

Malum Cosmopolis bugün vizyona girdi ve bir çok site film hakkındaki yazısını paylaşacak. Bizde yazıları bu başlık altında toplayacağız.

Radikal ; (Güzel bir eleştiri yapılmış)

‘Das kapitalist’…

David Cronenberg, Don DiCillo’nun romanından uyarladığı ‘Cosmopolis’te, ‘genç bir kapitalistin acıları’nı anlatıyor. Film, içinde bulunduğumuz gidişatın yarattığı bireyin psikolojine ilişkin bir metin sayılabilir

Modern sinemanın az sayıdaki psikanaliz uzmanlarından biri olarak David Cronenberg, ruh kadar bedene de önem vehmetmesiyle tanınır. Lakin onun meseleye yaklaşımında, örneğin ‘Rabid’, ‘The Fly’ ya da ‘Naked Lunch’ gibi yapıtları göz önünde tutulursa, ‘ruh ve beden’ bildiğimiz formların ötesindedir. 1943 doğumlu büyük usta, son dönem yapıtları ‘Şiddetin Tarihçesi’, ‘Şark Vaatleri’ ya da ‘Tehlikeli İlişki’ye bakıldığında ise fantezinin dışarıda tutulduğu, güncel sosyal meselelerle en temel insanlık durumlarının öne çıktığı hikâyelerle seyircisinin karşısına çıkmıştı. İlk olarak bu yılki Cannes’da gösterilen ‘Cosmopolis’ ise yönetmenin son dönem yapıtlarına yakın durmakla beraber ilk dönemdeki sadeliğinden ve tuhaf atmosferli bakış açısından da izler taşıyor.

Haberin Tamamını Görüntülemek için Başlığı Tıklayınız

talk is fine: Cosmopolis – İlk İzlenimler

Cosmopolis’i basın gösteriminde izleyenlerden yorumlar gelmeye başladı.

@sedart (Seda Artar) sayfasında film hakkında görüşlerini yazmış.

Pollock’la başlıyor Cosmopolis. Açılış yazıları, Pollock tablosu (ya da Pollock tablosuna benzer bir başka resmin) üzerine yansıyor. Akan boyanın kokusunu duyuyoruz adeta, bir sanat eseri gözlerimizin önünde oluşmakta. Film ilerledikçe de bu histen kurtulmak çok mümkün olmuyor zaten, Cronenberg, pek çok sahnede bu tamamlanmamışlık hissini koruyor, Packer’ın tatminsizliğinin seyirciye geçmesi için uğraşıyor.Cosmopolis, sevimli olmaya çalışan bir film değil, onu sevmeniz için hiç uğraşmıyor.

Haberin Tamamını Görüntülemek için Başlığı Tıklayınız

Ekşi Sinema: Cosmopolis Yazısı

Not: Yazı, film hakkında bazı sürpriz gelişmeleri ele veriyor.

Çoğu yönetmende tersi mutlakken Cronenberg sinemasını tanımlamak, seyretmekten daha kolaydır. Kariyerinin ilk çeyreğinde insan vücudunun inorganik nesnelerle organik bağına yoğunlaşan, dönemin insanının dezenformasyonunu yine kendi fenomenal araçlarıyla entegre olarak düşünsel boyutta birebir resmeden bir sinema bu. Teorik okumalarla seyri şüphesiz çok daha keyifli hale gelen, terminolojisi oluşturulabilecek Cronenberg sinemasının, direkt-bakışla bile içine çekip kaybettiği yıllardan söz ediyorum tabii. Kariyerinin son çeyreğinde, temel sinema derdi olan (bedensel veya kimlik) metamorfozu halen çeşitlendirebilse de, yönetmenin nitelik olarak genel bir author bunalımında olduğunun kaygılı hissine itiraz edilmese gerek. Cosmopolis de, en başından beri köklere dönüş olarak yorumlanan imaj ve duruşuna rağmen, son çeyrek tıkanmasının izlerini bolca taşımakta.

Haberin Tamamını Görüntülemek için Başlığı Tıklayınız

Sinema Kulübü: Cronenberg’in Eski Çılgınlığını Yitirmesi Bile Yeterince Çılgınca

Cosmopolis hakkında bir yazıda Sinema Kulübü yazarı Kaan Karsan’dan geldi.

Film Hakkında

David Cronenberg’in eski çılgınlığını yitirmesi bile yeterince çılgıncaydı. Öyle ki The Fly’ı, Dead Ringers’ı, Videodrome’u, Crash’i yapan bir adamın bir anda uysallaşıp, gereksiz yere gelenekselleşip ‘Şiddetin Tarihçe’sini, “Şark Vaatleri’ni hatta hiç utanmadan ‘Tehlikeli Oyun’u karşımıza çıkarması başka türlü açıklanamaz. Proje halindeki her yeni filmiyle ‘eski Cronenberg geri mi dönüyor acaba?’ gibi sorulara da mahal vermeye başlayan eski ustanın yeni filmi ise ‘Cronenberg tadı’ taşıma ihtimalinden ötürü meraklara gark eden lakin perdedeki her devinimiyle bizleri bozguna uğratan, mesaj kaygısından sinemaya yakınsamayı unutan ‘Cosmopolis’.

Haberin Tamamını Görüntülemek için Başlığı Tıklayınız

Beyazperde: Cosmopolis Eleştirisi

Türk basınından ilk olumsuz eleştiri Beyazperde yazarı Fırat Ataç’dan geldi.

David Cronenberg’in Don DeLillo tarafından yazılan 2003 tarihli romandan sinemaya uyarladığı Cosmopolis, ustanın aslını inkar ettiği sularda dengesiz kulaç atışlarına devam ettiği yeni denemesi. Servetini borsa ve teknoloji endüstrisinden kazanmış 28 yaşındaki milyarder Eric Packer’ı merkezine alan film, baş karakterimizin şehrin diğer ucundaki berberine gitme hikayesini arka plana koyarak, ekonomik krizin yarattığı kaos ve ayaklanma ortamını ele alıyor.

Haberin Tamamını Görüntülemek için Başlığı Tıklayınız